beach
1. (i)., (f). kumsal, plaj, sahil; (f)., den karaya çekmek, sahile çekmek (gemiyi). beach buggy A.B.D. kum üzerinde sürülmeye elverişli çok büyük lastikli spor araba. beachcomber (i). hayatını sahillerden topladığı enkaz ile kazanan kimse; okyanustan sahile vuran büyük dalga. beach flea kumsallarda rastlanan birkaç çeşit sıçrayan yengeç cinsi küçük hayvan. beachhead (i)., ask. çıkarma yapılan sahil. beach wagon A.B.D., (bak). station wagon on the beach işsiz; karada vazifeli (denizci); kızağa çekilmiş.
2. f. sahile çekmek, karaya çekmek
minder
1. İçi yumuşak bir malzeme ile doldurularak dikilen, oturmaya, yaslanmaya yarar şilte
2. Yer alıştırmalarında ve atlamalarda, düşmelerin sertliğini gidermek için kullanılan, deri veya kauçuktan yapılmış şilte.
ingilizcesi: cushion. mattress. squab.
üretim
1. İnsanların, toplumun varlığı ve gelişmesi için gerekli olan nesneleri sağlamak üzere, amaçlı etkinlikleriyle doğal çevrelerini değiştirmeleri, istihsal, tüketim karşıtı.
2. Bu etkinlikler sonucu elde edilen nesneler.
ingilizcesi: production. manufacture. output. generation. outturn. procurement. turnout.