deniz
1. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
2. Bu su kütlesinin belirli bir parçası.
ingilizcesi: sea. naval. marine. maritime. nautical. sea. the waters. the wave. the waves. the deep. the blue. the briny. brine. drink. main. thalasso-.
perde
1. Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü
2. Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey.
ingilizcesi: curtain
per
1. (edat) vasıtasıyle, eliyle; tarafından. perannum (an'lm) senelik, her sene. per capita (kap'ltı) nüfus başına; eşitlik üzere. per contra diğer taraftan. perdiem günlük geçim masrafı; her gün, günde; hakkıhuzur. per se (sey) kendiliğinden, haddi zatında.
2. (önek) içinden; tamamen; dışarı; çok.
ingilizcesi: prep. for each; by means of, via; through